Ülkesini sömüren, yalan dolanla makam sahibi olanlar, zillet ehli olan insanlara asla alaka duyulmaz, bu gibilere iltifat edilmez. Çünkü onların sözleri yalan, dilleri lâldır, doğruyu asla konuşmazlar. Onun için Rızâ Tevfik (Bölükbaşı) der ki:

                                   Alçağa meyledip su gibi akma,

                                   Geçtiğin yerlerde çamur bırakma,

                                   Altından olsa da zillet halkası,

                                   Onu köpek gibi boynuna takma.

                                   İzzet sahibi ol ki, itibarın olsun. Geçici hevesler uğruna ömrünü harap etme. Emeğinin karşılığı olmayanlara tamah etme. Sahte belge kullanma. Olmayanı, varmış gibi hareket etmekten vazgeç ki adam sansınlar. Milleti aldatıp durma ki, alkışlasınlar.

                                   Devamlı töhmet altında kalmaktansa, bir an önce yaptığınız kirli işlerden vazgeçin ki itibarınız olsun. Çünkü ömür geçici, yapılan hatalar kalıcıdır. R. Tevfik’in dediği gibi:

                                   Şu beyhûde ömrüm hadde yeterse,

                                   Ecel, bir çukura beni iterse,

                                   Hâsılı kör kandilin yağı biterse,

                                   Püf(!) demeden söner, nefes istemez.

                                   Sona varıldığında, beyhude işlerle uğraşmanın, helali terk edip, harama yönelmenin neticesi harabiyettir. Zira yığılan paranın, malın, köşklerin, villaların bir değeri kalmaz. İnsanı bir çukura gömerler, çıkmasın diye de üzerine toprak atarlar.

                                   Yahya Kemal der ki:

                                   Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi

                                   Müşkül budur ki, ölmeden evvel ölür kişi

                                   Ölmeden önce ölmek, yapılan hatalardan dönmek, ehli hal olarak son nefesi vermek çok önemlidir. İnsanları malları, makamları şımartmasın, tekebbür içinde yaşamaktan vazgeçilsin, millet konuşmalarıyla aldatılmasın. Bunu yapabilmek, iman işidir.

                                   Mehmet Akif der ki:

                                   İmandır o cevher ki, İlâhi ne büyüktür   

                                   İmansız olan paslı yürek, sînede yüktür.

Çünkü iman zaafı içinde olanlar paragöz olur. Onlar her işini şahsi menfaatlerine göre realize eder. Yanlış olana meyleder, helâk olmak için ömrünce koşuşturup, durur. Gerçek imana sahip olanlar ise kâinata meydan okuyabilir. Edip Ayel’in dediği gibi:

                                   Bin yıl yaşa, dünya yine bir köhne saraydır

                                   Mademki güneş aynı güneş, ay hep o aydır.

Değişen bizleriz. Önemli olan bu değişimde hakkı tutup, kaldırmak olmalıdır, mal yığmak değil. Ama dünya sevdalıları yani dünyevileşenler kalıcı olacaklarını sanarak çalmayı, sömürmeyi, ahlaksızlığı kurtuluş olarak görürler. Onun için de elde ettikleri makamları sömürür, dururlar. Oysa mal da O’nun, mülk de O’nundur. Zira bâki olan sadece O’dur.

                                   Ne irfandır veren ahlaka ulviyet, ne vicdandır,

                                   Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır. (M. Akif)

                                   Allah korkusu taşımayan insandan hayır beklenmez. Zira o insanların ölüm akıllarına gelmez. Onun için de her yanlışı işlemekten çekinmez. Bu gibi insanlar sadece makamlarını, karındaşlarını, partidaşlarını düşünür. Onları zengin etmek için tüm devlet imkânları kullanılır. Ama fakir-fukaranın feryadı duyulmaz.

                                   R. Tevfik der ki:

                                   Dilerim ki fani dünyada kimse

                                   Ömrünü mihnetle telef etmesin.

                                   Fakat kâmil adam olmak isterse,

                                   Elem çektiğine esef etmesin.

                                   Bazı insanlara ve bilhassa siyasetçilere bu konularda söz anlatmak çok zordur. Zira bu gibi insanlar sadece kendi konforunu sağlamaya çalışırlar, haksız kazançla yere göğe sığmazlar. Ölüm kapıya dayanınca, o zaman ‘ah’, ‘vah’ın kıymeti olmaz.

                                   Sonuç olarak Tevfik Fikret’in dediği gibi:

                                   Güzel düşün, iyi hisset, yanılma, aldanma;

                                   Ne varsa doğrudadır, doğruluk şaşar sanma!

                                   Ve ayrıca:

                                   Her lahza bulunsun dil ü fikrinde şu pendim

                                   Sabrın sonu elbette selamettir efendim

                                   (Namık Ekrem)

Kalın sağlıcakla…                

                                   Rahman ve Rahim,         

                                   Kadir ve Muktedir,

                                   Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.

                                   Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 20.03.2025