İnsanlar dünyada ebedi kalacağını sanarak, kendini aldatıyor. Oysa ömür, mal gibi, para gibi, durmadan harcanıyor. Ömrün bereketini azaltmak için yalan söylenip, duruluyor. Her nefes alış verişte ömürden bir sayfa daha azalıyor.
Kul, Yaradan’ın emirlerini kulak ardı ediyor. Onun için insanlar hak sözleri duyamıyor. Onun için de zaaflarını anlamakta zorluk çekiyor. Toplumu felakete sürükleyenleri de maalesef göremiyor. Onun için de yalan dünyada yalpalayıp, duruyor.
Bundan dolayı aklı erenlerden Hoca Muhammed Masum der ki:
Sen benim sahibimsin, yardım et, çok garibim,
Hastayım, senden başka yoktur benim tabibim.
İnsanı yaratan ve eşref-i mahlûk olarak dünyaya taşıyan yaratıcıdan başka, derde deva olabilecek kim olabilir? Ama bu gerçeği, dünyevileşen insanlar maalesef algılayamıyor. Çünkü makamlar, paralar ve mallar insanın nefsini okşuyor. O zaman da meşru olan yoldan uzaklaşıyor.
Muhabbetullahı (Allah sevgisi) ziyade olanlar, önüne gelen tehlikeleri görebiliyor. Zira onlar, buyrulduğu gibi:
Mecnûn gibi âşık ol, gönlün Leyla zülfünde,
Aşkın aklı kalmasın, akl hikâyesinde.
Ama anlamayana, anlatmak çok zordur. Mümin olan kişiler emirlere itirazsız uyar, nehyedilenlerden de kaçar. Böylece insan olma şerefine nail olur. Sevilen olur., sayılan olur, huzur ve sükûn ehli olur.
İnsanlar ve bilhassa yöneticiler bu hususlara bigâne davranırsa, zulmün yayılmasına sebebiyet verir. Böylece adaletsizlikler ivme kazanır, zulüm payidar olur.
Ferîdüddîn Genc-i Şeker der ki:
Hiçbir gece yoktur ki, kalbim kan ağlamasın,
Hiçbir gündüz yoktur ki, yüzden nâmus akmasın,
Ömrümde hiçbir tatlı şerbet içmedim ki, o,
Gözlerimden yaş diye akıp damlamasın.
Bu hal, insanların seviyesini gösterir. İnsanların en akıllıları dünyevileşmekten sakınarak hayatlarına devam eden, ayrıca kanaat sahibi olanlardır.
Çünkü dünya geçici, baki olan Allah’tır. Bu sebeple, günübirlik bir dünya için insanların birbirini hırpalamasına gerek yok. Zira Yaratan ikram sahibidir. Bu inanç gönülde taht kurmaz ise, kişiyi ihtirasları peşinde koşturur, sonunda da perişan eder.
Dünya malı için, dünyevi makamlar için çırpınıp duranların, midelerini haram lokma ile doyuranların, yalan konuşanların tüm hizmetleri nefislerini okşatmak içindir. Çünkü zulümler çoğaldı, bid’atlar alabildiğine yayıldı, fitneler ziyadeleşti.
Mevlâna Abdurrahman Câmî der ki:
İbadetlerimi bir ekmeğin üstüne yazsam,
Ekmeği götürsem, köpeğin önüne koysam,
Ve o köpek bir sene bir şey yememiş olsa,
Utanır onu yemekten, onu bir an koklasa.
Öyle ise insanların gayrı meşru yollarla yığdıkları malların kıymeti harbiyesi olur mu? Buna rağmen düzene girmeyen, düzensizliği meslek haline getiren insanlardan hayır umulur mu? Onların peşine takılıp gitmek, aklın alacağı iş midir?
Karunlaşanlara alaka duymak, tiranlaşanlara muhabbet beslemek, yalanı meslek haline getirenleri alkışlamak zulüm değil de nedir? Unutmamak gerekir ki, insan ne kadar yaşarsa yaşasın, bir gün ölecek ve hayatta iken yaptığı her işten sorgulanacaktır. Önemli olan oradan başarı belgesi almaktır.
Maalesef bugün Müslüman dünyası yolunu şaşırmış, her türlü kepazeliği işlemekte beis görmediği için yerlerde sürünmeye devam ediyor. Elin gâvurunun gökyüzünü parsellemeye çalıştığı bir dönemde, bizimkiler de topraklarımızı herkese peşkeş çekiyor. Hemen hemen her gün yabancılara toprak satılıyor. Bugün toprağını satanların, yarın hürriyetini satmalarından endişe duyuluyor.
Ne hazindir ki, bu yanlışı yapanlar bugün alkışlanıyor. Çünkü politikacıların vaatleri hudutsuzdur ve yaptıkları vaatlere gümrük vergisi ödemiyorlar. Bunların sözleri doğru değil, haset etmekte, hırs içinde debelenmektedirler. Muhterislerin millete, memlekete faydası olmaz. Zira onlar manevi hasletlerden mahrumdurlar. Bunların arkasında durmak, bir nevi, onları dokunulmaz hale getirmiş, onun için problemlerimiz asla halledilemiyor.
Herkes temkinli davranmalı, kendini aldatmamalıdır. Ama durum ortada!
Rahman ve Rahim,
Kadir ve Muktedir,
Gaffar ve Settar olan Allah’a emanet olunuz.
“Ya Rabbi bu haftayı bize hayırlı ve bereketli kıl. Hayırlara yakın, şerlere uzak eyle.”
Selam doğru yola uyanlara olsun. (Taha/47). 17.03.2025