İbrani takvimiyle 5780, Budist takvimiyle 2562, miladi takvimle 2019, hicri takvimle 1441’deyiz. Bilim insanları evrenin yaşının 13 milyar küsur olduğunu söylüyorlar. Küsurat milyon yıllar. Dünya’nın yaşı da 4,5 milyar yıl.
Bilim insanları, bu gezgende insan (Homo sapiens) varlığını 200 bin yıl öncesine götürseler de elimizde, yeryüzünde geçirdiğimiz zamana dair, tartışmasız bir delil yok. Takvim kullanıyoruz ama aslında “tam olarak” hangi yılda yaşadığımızı bilemiyoruz.
Bu gezegenin üzerine Güneş’in kaç kez doğduğunun ya da bu gezegenin, Güneş etrafındaki tam bir turunu kaç kez bitirdiğinin kesin bilgisine sahip değiliz. Bildiğimiz şu ki dün bitmiştir, yarın temennidir, elimizde sadece “bugün” vardır.
Dünya’da yaklaşık (“yaklaşık” nitelendirmesi, belki çakıl taşları için anlamlı olabilir ama insan için tuhaf duruyor) 7 milyar 800 milyon insan yaşıyor. Veriler, insan ömrünün ortalama 72 yıl olduğu yönünde. 100 yıl önce doğan insanlarla 100 yıl sonra ölecek olan insanlar neredeyse birbirlerini hiç görmüyorlar ve bu, istatistiklere baktığımızda pek de şaşılacak bir durum değil. Asıl ilginç olansa, orantısız serveti olan birkaç ailenin hiç görmedikleri milyarlarca insanın yaşamına etkisi.
Sanayi devrimi ve ardından gelen yüksek teknoloji üretimi, servet sahipleriyle yoksullar arasındaki farkı, kelimenin tam anlamıyla “korkunç” denecek kadar açmıştır. Benzetme kabul edilemez ama parayı ve hükümetleri kontrol eden küresel finans oligarşisiyle, ağaç köklerini kemirerek yaşama tutunmaya çalışan yoksullar arasındaki fark, insanla goril arasındaki farktan daha fazladır.
Servetin, bilginin ve iktidarın temerküzü küresel finans oligarşisini oluşturmuştur. Sömürülen ve birbirleriyle çatıştırıldıkları için zayıf düşen kalabalıkların olup biteni anlamaya dönük mecali de yoktur. Küresel finans sisteminin nasıl çalıştığının farkında olanların da bir kısmı bu mekanizmanın yüksek ücretli gönüllü köleleridir. Dijital çağın imkanları, “data” sahiplerine neredeyse sınırsız ve sorumsuz bir iktidar bahşetmektedir.
Kendilerinden olmayanları ya da haz ve konforlarına katkıda bulunmalarını ihtimal dışı gördüklerini “gereksiz” bulan küresel finans oligarşisi, kendi dünyalarını güzelleştirirken hepimizin yaşamını cehenneme çevirmektedir. Adına “ilerleme” denilen dönüşümle, nereye doğru sürüklediğine dair en ufak bir fikri olmayan insanlığın, tutunacak bir dala ihtiyacı vardır.
Küresel finans oligarşisi, tohumdan gıdaya, topraktan suya elini attığı her kaynağı bozmakta, tam bir ifsat ve talan düzeni işletmektedir. Küresel ısınma ve iklim değişikliği, çevre kirliliği ve çöp, savaş ve çatışmalar, gelir dağılımında adaletsizlik, göç ve yabacı düşmanlığı, ırkçılık ve mezhepçilik, toplumsal bağların çözülmesi ve bireyselleşme, sabitesizlik ve ahlak krizi, işkence ve hak ihlalleri küresel finans siteminin işleyişinin oluşturduğu krizlerdir.
Yaşanan küresel kriz ancak küresel ve senkronize bir direnişle aşılabilir. Ezilen toplulukların yine ezilen topluluklarla rekabeti, çatışması ya da savaşması yorulanları sömürüye daha elverişli hale getirecektir. Ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların, mağdurların en başta yapacakları, kendi anlayış ve kavrama seviyesini ezberlediği sınırlı cümlelerle dayatmaya kalkanların fasit dairesinden çıkıp inancı ve ideolojisi ne olursa olsun hak ve adalet arayışındaki herkesle ortak çözüm arama zemini oluşturmaktır. Hamaset ve hurafeler, hiçbir topluluğun yolunu aydınlatamaz, ayaklarındaki zinciri kıramaz, üzerlerindeki yükü kaldıramaz.
Hakkı ve adaleti değil de bir ailenin, bir şehrin, bir bölgenin ya da bir ulusun çıkarlarını kutsayan ideolojiler, öğretiler ya da inançlar insanlığın baş belasıdır. Çıkar eksenli paradigmaların nefret dili ve ötekileştirme üretmesi de kaçınılmazdır. Bu paradigmaların sözcüleri hoşlarına gitmeyen her çözüm arayışını da “sapma” olarak nitelendirirler. En basitinden plastiğin çevreye verdiği zararı önlemek için farklı gruplarla işbirliği bile onlara göre bir sapmadır. İşte tam da bu yaklaşım (grup milliyetçiliği) küresel finans oligarşisinin çıkarlarına hizmet eder.
İnsanlığın, küresel finans sisteminin /egemenin tanımlamalarını, kategorize etmelerini ya da dilini kullanmayan; tüm insanlar için yaşamı daha kolay ve daha güzel hale getirmeyi amaç edinen; ahlakı, kendisi için istediğini başkası için de istemek olarak okuyan; tüm ekosisteme kol kanat geren; farklı siyasi organizasyonları problemler karşısında pratik çözümler için organize edebilen, dayatmacı ya da tektipleştirici olmayan bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Küresel finans oligarşisine karşı, ekolojiden ekonomiye, ahlakı önceleyen etkin bir küresel direnişi organize eden hareketin Milli Görüş olmaması için hiçbir neden yok. Yeter ki evrene, doğaya, topluma ve insana dair daha çok okuma yapalım. Kavli olanı da kevni olanı da künhüne vararak okuyalım. İnsanlarla tanış olalım, işi kolay kılalım.